SEVGİLER DİYARI's profileSEVGİLER DİYARIPhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    November 30

    Cinsel Sorunlar

     

    Evlilikte Cinsel Yaşam Ve İlk Cinsel İlişki
    Evlilik, kadının ve erkeğin beraber yaşamak üzere karşılıklı anlaşma ile oluşturdukları sosyal bir kurumdur. Bu kurum sevgiyi, saygıyı, cinselliği, mutluluğu ve üzüntüyü dahi paylaşmayı içerir. Evlilik kadının ve erkeğin sahip olduğu temel haklardan bir tanesidir. Evliliğin toplum tarafından kabul görmesi içinde yasalar çerçevesinde onaylanması gerekir. Gelenek ve göreneklerde evliliğin oluşmasını ve yapısını etkilemektedir.

    Kadının ve erkeğin sosyal yaşamdaki rolleri daha doğar doğmaz yetiştirilme tarzları ile başlar. Bu roller toplumsal ve kültürel farklara göre bazı değişikliklere uğrasalar da temelde aynı esaslardadırlar. Kadının yapısı itibarı ile daha duygusal olması kolay incinip kolay sevinmesi hormonları ile ilgili olup bu onun annelik yapabilmesi için gereklidir. Kadın adet gördüğü zaman veya gebe kaldığı zaman veya doğum yaptıktan sonra fiziksel olarak eskisine nazaran daha güçsüz düşer. Bunun sonucunda da erkek koruyucu ve kollayıcı olmak zorundadır.

    Kadın ve erkek ilişkisindeki en önemli şey kadını kadın ,erkeği erkek olarak kabul etmek ve karşı tarafın istek ve arzularına saygı duymaktır. Çünkü daha evvelde söylediğimiz gibi daha bebeklikten itibaren farklı yetiştirilir ve farklı hissetmeye başlarız. Bir kadının bir erkeğin nasıl düşündüğünü veya bir erkeğin bir kadının niçin farklı davrandığını anlamasına imkan yoktur.

    Çünkü farklı hormonlar etkisi altında olunca karşı cinsin bilemediği ve anlayamadığı duygular gelişir. Mesela kadınlar erkeklerin niçin seks isteklerini kontrol edemediklerini ve devamlı seks istediklerini (daha doğrusu duygusuzca seks yapabilmelerini)pek anlayamazlar. Kısaca açıklayacak olursak erkeklerde devamlı sperm ( meni ) üretimi vardır ve bunun depolandığı kesenin kapasitesi eğer hiç boşalma olmazsa yaklaşık dördüncü günden sonra dolar ve sanki idrar torbanız dolduğunda nasıl işeme arzusu duyuyorsanız ve bu ilerledikçe rahatsızlık yaratıyorsa, erkekte eğer boşalmadığı süre dört gün veya daha fazla olursa devamlı kontrolsüzce seks arzusu duyacak sonuçta belki de saldırganlaşacak ve hatta istenmeyen olaylarla karşılaşılacaktır. Bazen ise doğanın bir savunma sistemi olarak ilişki kuramayan veya masturbasyon yapamayan erkek uykusunda boşalacaktır. Bu gerçeği göz önüne alarak hanımlarımızın eşlerine olan yaklaşımlarına daha iyi değerlendirmelerini istiyoruz ve aralarında olabilecek bazı problemleri cinsellikten uzak durarak onları istedikleri şekilde yönlendirebileceklerini düşünürlerse en yanlış şeyi yapmış olacaklardır.

    Erkeklerde kadınları oldukları gibi kabul etmeli ,onların yaşam tarzlarına ve duygusallıklarına saygı göstermelidirler, çünkü bu kadının doğasının bir gereğidir ve duygusal olmayan bir kadın ne erkeğini mutlu edebilir ne de iyi bir anne olabilir.

    O zaman karşılıklı sevgi ve saygı ,birbirinin isteklerini anlama ve destekleme evliliğin temel şartlarındadır. Farklı iki cinsin arasındaki diğer insanlardan farklı olan iletişim cinselliktir ve özel olmalıdır.

    November 23

    Nereye Kadar

    KAÇTIĞIM YER KENDİM

    Rüzgâr kuvvetli estiği zamanlarda insanlar şiddetini kesmek ve de
    korunmak için set örerlermiş karşısına. Bundan faydalanmayı akıl edebilenler
    ise yel değirmenleri inşa ederlermiş. Böylece rüzgârın yıkıcı gücünü
    olumluya çevirmeyi becerirlermiş. Fakat bazen hayatta karşılaştığımız
    rüzgârlar o kadar yoğun, o kadar şiddetli ve o kadar üst üste oluyor ki;
    bırak yel değirmeni inşa etmeyi, elinle yaptığın rüzgârgülünü tutacak
    kadar bile takatin kalmıyor.
    Şu kesin ki hayattan ne kadar çok beklentin olursa o kadar çok hayal
    kırıklığına uğruyorsun. Beklediklerinle buldukların arasındaki fark,
    derin üzüntü yaşamana neden oluyor ister istemez. Mücadeleci olman bile
    fark ettirmiyor kimi zaman. Pes ediyorsun bazen, yılıyorsun. Değirmen
    yapmak için bile yüzleşmekten korkuyorsun rüzgârın uğultusuyla. Set örmek
    daha bir kolay geliyor nedense. Zaman ilerledikçe kaçmayı kovalamaktan
    ve de mücadele etmekten daha bir benimser oluyorsun hiç karakterinde
    olmasa bile…
    Hayatta en çok korktuğum şey duygu erozyonuna uğramaktı. Zamanla
    hiçbir şey hissedememekten çekindim hep. Yılgınlıklarımın umutlarımın üstünü
    örtmesinden ürktüm. Ama acımasızlıklar ve kederler üst üste gelince ben
    de ben olmaktan çıkıyorum galiba. Daha bir katı oluyorum hayata karşı.
    Daha bir duygusuz oluyorum ister istemez. Daha bir tahammülsüz…
    Olgunlaşmanın koşulu ağlamakmış demek ki diyorum. Ne kadar çok ağladıysan o kadar çok olgunlaşmış oluyorsun.
    Anlıyorum ki aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşabilenler anlaşabiliyor sadece. Ve aynı dili konuştuğun insanların etrafında
    olabilmesi de gün geçtikçe zorlaşıyor. Görünen gerçek, gerçekte görünen
    de olmayabiliyor üstelik. Kimi zaman mutlu görünüyorsunuz etrafa; oysaki
    yapabildiğiniz en iyi şey mutluluk rolü yapmak oluyor o an. İçin
    kemiriliyor; ama sen yine de üstüne yapışmış olan rolü oynuyorsun. Sana
    yüklenen misyonunun gerektirdiğini...
    Bazen çok sevdiğin bir fotoğrafı ortadan ikiye ayırıyorsun. O anki ruh
    halin seni hiç fark etmediğin bir yere bırakıveriyor. Öyle şeyler
    oluyor ki bazen hafızanı yitirmiş gibi hissediyorsun. Yaşadıklarının kendi
    hayatından bir kesit olup olmadığını düşünüyor; idrak etmeye
    çabalıyorsun. Sonra da “yanlış nerde ve kimde” diyorsun. Ya da “yarımdı, olmadan bitti” diye avutuyorsun kendini. O an yaptığın şey hafızanı siliyor ve
    seni bilmediğin bir yere ve duruma sevk ediyor. Geçmişinle geleceğinin
    kesiştiği nokta ise bugünün oluyor. Ve gücün yettiğince her şeye sil
    baştan başlıyor. Yeniden, hatta bazen yeniden deniyorsun. Fakat bir
    bakıyorsun ki hep en baştasın…
    İyice fark ediyorum ki gidene ağlamıyor çoğu zaman insan. Gidenin
    giderken koparttığı yer oluyor daha çok ağlatan, orada bıraktığı yara oluyor
    kalbimize iğneleri vuran.
    Aitlik hissin kayboluyor tamamen. Yaşadığın yere de zamana da ait
    hissedemiyorsun kendini. Çekip gitmek istiyorsun; kendinden bile... Seni
    hayata bağlayan hiçbir şey kalmıyor birden. Yaşamak anı, günü, ayı, yılı…
    zevk vermez oluyor. Kendinden kurtulup kendine kaçıyorsun yeniden.
    Aslında bindiğin gemi de vardığın liman da kendi yüreğinde demirli…
    Kelimelerin hepsi aynı aslında, önemli olan içtenliğinde ve karşı
    tarafın yüklediği anlamda yatıyor. Ve sana o anlamı yakalatacak olanda
    buluyorsun kaybettiğin kendini…
    Cesaret de sevgi gibi; gelişmesi için umut gerekiyor…

    ISSIZLIK

    ISSIZLIK

    Yaşamın anlamı var mı be arkadaş?... Sence hayatta yaşamaya değecek
    şeyler var mı?... Gelecek güzel günler var mı sen ondan haber ver bana.
    Kötü günler sende kalsın diyemiyorum arkadaş çünkü biliyorum kötü günler
    beni bekliyor ama şunu söyleye bilirim güzel günlerim hepsi senin olsun
    bende hiç güzel gün kalmasın çünkü güzel günler seni bekliyor.

    Arkadaş yaşama sadece bir daldan tutundun mu o dal kırıldığında
    kendinin de düşeceğini bildin mi? İşte ben hayata sadece bir daldan
    tutunuyorum. Ya o dalın yeşerdiğini göreceğim yada kuruyup birlikte
    düşeceğimizi.

    Biliyorum arkadaş o dal yeşerecek. Belki beni düşürmeyecek ama
    çekip giden ben olabilirim be arkadaş bunu sakın unutma. Bir gün beni
    yanında bulamazsan sakın üzülme, ağlama bilirsin sen ağlarken bende
    ağlarım. Gidişim sessiz olacak arkadaş belki geri dönüşüm olmayacak ama
    üzülme ben seni daima hatırlayacağım. Sen hep derdin ya her yağmur
    yağışında seni hatırlayacağım diye bense seni yüreğime her yağmur
    yağışında hatırlayacağım bilirisin yüreğimdeki yağmur hep yağar.

    Benim çekip gideceğimi düşün arkadaş ama üzülme çünkü o dal yeşerecek,
    gür pınarların yanında büyüyecek ve ben o ağacı göreceğim ya gördükçe
    sevinecek ya da gördükçe üzüleceğim

    November 03

    Adı Hüzün Olsun

    Image Hosted by ImageShack.us
    Adı hüzün olsun bu gerçeğin.
    Ayrılığın tekil sızısını hissetmenin
    Ve senden sonraki yaşantımın,
    Adı hüzün olsun!

    Öteki renklerini aldığın,
    Tek mevsimlik dünyamın,
    Ve senden bana kalanların,
    Rotasız başlayan yolculuğumun,
    Her limanda yüzleştiğim sensizliğin,
    Adı hüzün olsun!

    Bir türlü gelmeyen geleceklerin,
    Bir yarısı sende kalan geçmişin,
    Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserliğimin,
    Adı hüzün olsun!

    Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın,
    Azalan ideallerimin,
    Alışkanlık haline gelen sıradanlıkların
    Birbirine benzeyen her günün
    Adı hüzün olsun!

    Aklımda kalan şarkı sözlerinin,
    Anılarını sakladığım kirli odamın,
    Yağan yağmurun,
    Cama dayanmış soluk yüzümün,
    İçimde ağlayan çocuğun,
    Adı hüzün olsun!

    Artık gelmeyeceğine olan inancımın,
    Eksik yüreğimin, göremediğim renklerin,
    Sensizliğin, yarım kalmışlığın,
    Adı hüzün olsun!

    Değişmeyen şeylerin,
    Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların,
    Sadakatini elden bırakmayan gönlümün,
    İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının,
    Ve bu şiirin adı hüzün olsun!

    Image Hosted by ImageShack.us