November 23
KAÇTIĞIM YER KENDİM
Rüzgâr kuvvetli estiği zamanlarda insanlar şiddetini kesmek ve de
korunmak için set örerlermiş karşısına. Bundan faydalanmayı akıl edebilenler
ise yel değirmenleri inşa ederlermiş. Böylece rüzgârın yıkıcı gücünü
olumluya çevirmeyi becerirlermiş. Fakat bazen hayatta karşılaştığımız
rüzgârlar o kadar yoğun, o kadar şiddetli ve o kadar üst üste oluyor ki;
bırak yel değirmeni inşa etmeyi, elinle yaptığın rüzgârgülünü tutacak
kadar bile takatin kalmıyor.
Şu kesin ki hayattan ne kadar çok beklentin olursa o kadar çok hayal
kırıklığına uğruyorsun. Beklediklerinle buldukların arasındaki fark,
derin üzüntü yaşamana neden oluyor ister istemez. Mücadeleci olman bile
fark ettirmiyor kimi zaman. Pes ediyorsun bazen, yılıyorsun. Değirmen
yapmak için bile yüzleşmekten korkuyorsun rüzgârın uğultusuyla. Set örmek
daha bir kolay geliyor nedense. Zaman ilerledikçe kaçmayı kovalamaktan
ve de mücadele etmekten daha bir benimser oluyorsun hiç karakterinde
olmasa bile…
Hayatta en çok korktuğum şey duygu erozyonuna uğramaktı. Zamanla
hiçbir şey hissedememekten çekindim hep. Yılgınlıklarımın umutlarımın üstünü
örtmesinden ürktüm. Ama acımasızlıklar ve kederler üst üste gelince ben
de ben olmaktan çıkıyorum galiba. Daha bir katı oluyorum hayata karşı.
Daha bir duygusuz oluyorum ister istemez. Daha bir tahammülsüz…
Olgunlaşmanın koşulu ağlamakmış demek ki diyorum. Ne kadar çok ağladıysan o kadar çok olgunlaşmış oluyorsun.
Anlıyorum ki aynı dili konuşanlar değil; aynı duyguları paylaşabilenler anlaşabiliyor sadece. Ve aynı dili konuştuğun insanların etrafında
olabilmesi de gün geçtikçe zorlaşıyor. Görünen gerçek, gerçekte görünen
de olmayabiliyor üstelik. Kimi zaman mutlu görünüyorsunuz etrafa; oysaki
yapabildiğiniz en iyi şey mutluluk rolü yapmak oluyor o an. İçin
kemiriliyor; ama sen yine de üstüne yapışmış olan rolü oynuyorsun. Sana
yüklenen misyonunun gerektirdiğini...
Bazen çok sevdiğin bir fotoğrafı ortadan ikiye ayırıyorsun. O anki ruh
halin seni hiç fark etmediğin bir yere bırakıveriyor. Öyle şeyler
oluyor ki bazen hafızanı yitirmiş gibi hissediyorsun. Yaşadıklarının kendi
hayatından bir kesit olup olmadığını düşünüyor; idrak etmeye
çabalıyorsun. Sonra da “yanlış nerde ve kimde” diyorsun. Ya da “yarımdı, olmadan bitti” diye avutuyorsun kendini. O an yaptığın şey hafızanı siliyor ve
seni bilmediğin bir yere ve duruma sevk ediyor. Geçmişinle geleceğinin
kesiştiği nokta ise bugünün oluyor. Ve gücün yettiğince her şeye sil
baştan başlıyor. Yeniden, hatta bazen yeniden deniyorsun. Fakat bir
bakıyorsun ki hep en baştasın…
İyice fark ediyorum ki gidene ağlamıyor çoğu zaman insan. Gidenin
giderken koparttığı yer oluyor daha çok ağlatan, orada bıraktığı yara oluyor
kalbimize iğneleri vuran.
Aitlik hissin kayboluyor tamamen. Yaşadığın yere de zamana da ait
hissedemiyorsun kendini. Çekip gitmek istiyorsun; kendinden bile... Seni
hayata bağlayan hiçbir şey kalmıyor birden. Yaşamak anı, günü, ayı, yılı…
zevk vermez oluyor. Kendinden kurtulup kendine kaçıyorsun yeniden.
Aslında bindiğin gemi de vardığın liman da kendi yüreğinde demirli…
Kelimelerin hepsi aynı aslında, önemli olan içtenliğinde ve karşı
tarafın yüklediği anlamda yatıyor. Ve sana o anlamı yakalatacak olanda
buluyorsun kaybettiğin kendini…
Cesaret de sevgi gibi; gelişmesi için umut gerekiyor…
ISSIZLIK
Yaşamın anlamı var mı be arkadaş?... Sence hayatta yaşamaya değecek
şeyler var mı?... Gelecek güzel günler var mı sen ondan haber ver bana.
Kötü günler sende kalsın diyemiyorum arkadaş çünkü biliyorum kötü günler
beni bekliyor ama şunu söyleye bilirim güzel günlerim hepsi senin olsun
bende hiç güzel gün kalmasın çünkü güzel günler seni bekliyor.
Arkadaş yaşama sadece bir daldan tutundun mu o dal kırıldığında
kendinin de düşeceğini bildin mi? İşte ben hayata sadece bir daldan
tutunuyorum. Ya o dalın yeşerdiğini göreceğim yada kuruyup birlikte
düşeceğimizi.
Biliyorum arkadaş o dal yeşerecek. Belki beni düşürmeyecek ama
çekip giden ben olabilirim be arkadaş bunu sakın unutma. Bir gün beni
yanında bulamazsan sakın üzülme, ağlama bilirsin sen ağlarken bende
ağlarım. Gidişim sessiz olacak arkadaş belki geri dönüşüm olmayacak ama
üzülme ben seni daima hatırlayacağım. Sen hep derdin ya her yağmur
yağışında seni hatırlayacağım diye bense seni yüreğime her yağmur
yağışında hatırlayacağım bilirisin yüreğimdeki yağmur hep yağar.
Benim çekip gideceğimi düşün arkadaş ama üzülme çünkü o dal yeşerecek,
gür pınarların yanında büyüyecek ve ben o ağacı göreceğim ya gördükçe
sevinecek ya da gördükçe üzüleceğim

November 03
Adı hüzün olsun bu gerçeğin.
Ayrılığın tekil sızısını hissetmenin
Ve senden sonraki yaşantımın,
Adı hüzün olsun!
Öteki renklerini aldığın,
Tek mevsimlik dünyamın,
Ve senden bana kalanların,
Rotasız başlayan yolculuğumun,
Her limanda yüzleştiğim sensizliğin,
Adı hüzün olsun!
Bir türlü gelmeyen geleceklerin,
Bir yarısı sende kalan geçmişin,
Ve her gün biraz daha kaybolan iyimserliğimin,
Adı hüzün olsun!
Gittikçe tuhaflaşan tavırlarımın,
Azalan ideallerimin,
Alışkanlık haline gelen sıradanlıkların
Birbirine benzeyen her günün
Adı hüzün olsun!
Aklımda kalan şarkı sözlerinin,
Anılarını sakladığım kirli odamın,
Yağan yağmurun,
Cama dayanmış soluk yüzümün,
İçimde ağlayan çocuğun,
Adı hüzün olsun!
Artık gelmeyeceğine olan inancımın,
Eksik yüreğimin, göremediğim renklerin,
Sensizliğin, yarım kalmışlığın,
Adı hüzün olsun!
Değişmeyen şeylerin,
Aynı filmin tekrarına benzeyen rüyaların,
Sadakatini elden bırakmayan gönlümün,
İçimdeki yalnız şairin, bu yaşantının,
Ve bu şiirin adı hüzün olsun!